Mutfakta bardakların durduğu o dolap vardır ya hani, yıllardır aynı yerdedirler. Bilinçsiz de olsa insan bardak dendiği zaman gider o dolabı açıverir. Sonra zaman geçer, bir temizlik gününde bardakların yeri değiştirilir, başka bir dolaba dizilir. Yıllarca açılan bardak dolabı artık defalarca yanlışlıkla açılan ve bardakların yeni yeri hatırlanarak kapatılan işlevsiz bir dolap oluverir bir anda. İlk zamanlar çokça yaşanır bu farkında olmadan o dolaba yönelme hadisesi. Aylar, yıllar birbiri ardına geçer ve yeni bardak dolabına alışılmıştır. Artık eskisine yönelmiyordur evin sakinleri. Ama hep hatırlarındadır bir zamanlar bardakların yerinin orası olduğu. Uzun zamandır gelmeyen misafir bile geldiğinde bardak almak için o dolaba yönelir ilk seferinde. Açıp baktığında şaşırır ve kendini sorgular yanlış mı hatırlıyorum acaba diye. Ev sakinleri bardakları göstererek, yerleri değişti der misafire. Herkes kabullenir bardakların yeni yerini. Eski, alışılmış yer artık istenileni sunmuyordur. Zaman hızla akıp giderken hiç karıştırılmamaya başlamıştır bardakların yeri. Ta ki bir gün, evin bir sakini eskide yaşadığını zannederek yine o dolabı açana kadar. Açarken yanlış yaptığının farkına varır ama bilinçsizce açmış bulunur orayı. Ev halkına bu yanlışı yaptığını söylemez. Çünkü herkes alışmıştır artık yeni dolabı açmaya. Eskiye dönen bir kapı gibi yeniden orayı açarak hata yaptığını düşünür. Açmış bulunduğu bu dolap kapağı ile eski yaşanmışlıklarını da açar. Anıları, hayalleri, kırıklıkları ve umutları görünür bir silüet halinde dolapta. Bunları hisseden ev sakini büyük ihtimalle geçmişle bağını sıkı sıkıya koruyan ve değerli gören kişidir. Yıllar önce o dolabı açarak bardak alan kendisi ile şimdiki zamanda bu yanlışlığa düşen kendisi ile farkını anlar. Değişimi görür. Artık bardaklar diğer dolaptadır, bunu biliyordur ama eski yeri unutmak ona geçmişin bıraktıklarını unutmakla eşdeğer gelir. Şimdiyi kabul eder, geçmişi sahiplenir. Çünkü çok eskiden de olsa bardak dolabı olan yer orasıdır. Değişim var olmuş olanı yok etmez, aksine bir döngü yaratır. Geçmişi bilmeden şimdiyi anlayamaz, şimdiyi anlamadan gelecekte şimdinin de bir geçmiş olacağını fark edemez insan...
Başlıkta da söylediğim gibi amaan spoiler yemek istemiyorsanız devam etmeyin.Bu diziyi yakın arkadaşımın günler süren ısrarları üzerine izledim.Bölümleri 35 dakika ve o kadar hızlı geçiyor ki 6 bölümü olduğundan film izlemiş gibi oldum.İçerisinde bir Türk oyuncu barındıran Belçika dizisi kendisi.Mehmet Kurtuluş öyle karizmatik duruyor ki dizide yaşına takılamadan adama eriyip gidiyorsunuz resmen.(Yani en azından bana ve yakın çevreme bu etkiyi yaptı).Dizinin olayı güneşin insanları zehirleyerek öldürmesi sonucu bizim elemanların güneşten kaçması.Ne boyutta başarılı olduklarına değinmeyeceğim size de izleyecek yerler kalsın ;) Güneşin kafayı yemesi ve doğduğu her yeri ölüme mahkum etmesi kafamda metaforik bir düşünce oluşturdu. Dünya üzerinde öyle şartlarda ve öyle psikolojik hallerde yaşayan insanlar var ki bazılarına göre güneşin her sabah yeniden doğması ve yeni bir günü yaşamak zorunda olmaları her gün ölüm gibi.Böyle bir pencereden bakarak fazla mı kötümser oluyorum orası size kalm...
Yorumlar
Yorum Gönder