Boş klişe laflarla anlatamayacağım kadar sessiz içim. Yüzyıllar süren bir savaştan yenilgi ile yurduna dönen bir savaşçı gibi. Hatta savaşçı olduğundan bile şüpheli. Deliler gibi yorgun, her şeyi yıpranmış ve kayıplarla dolu. En kötüsü de ruhu ümidini kaybetmiş ve savruluyor bir boşlukta. Otur desen oturamaz, yürü desen bacakları tutmuyor. Süzüle süzüle bir yere varır belki. Eli ayağı kesik, tutunacak bir dalı kalmamış. İnandığı ve uğruna her şeyini feda ettiği şey, ona değilmiş. Dışı altın suyuna batırılmış bir tenekeymiş meğerse. Oysa tenekenin bile fayda sağladığı durumlar vardır. Fakat bu şey öylesine zehirden ibaretmiş ki, içten içe bitirirmiş. Bunların hepsi anlamsız. Madem yıllar boyu uğraş verilen bu şey boş çıkabiliyor o halde her şey anlamsız burada. Ne de olsa elimizle inşa edemiyoruz bir yaşamı.
Mutfakta bardakların durduğu o dolap vardır ya hani, yıllardır aynı yerdedirler. Bilinçsiz de olsa insan bardak dendiği zaman gider o dolabı açıverir. Sonra zaman geçer, bir temizlik gününde bardakların yeri değiştirilir, başka bir dolaba dizilir. Yıllarca açılan bardak dolabı artık defalarca yanlışlıkla açılan ve bardakların yeni yeri hatırlanarak kapatılan işlevsiz bir dolap oluverir bir anda. İlk zamanlar çokça yaşanır bu farkında olmadan o dolaba yönelme hadisesi. Aylar, yıllar birbiri ardına geçer ve yeni bardak dolabına alışılmıştır. Artık eskisine yönelmiyordur evin sakinleri. Ama hep hatırlarındadır bir zamanlar bardakların yerinin orası olduğu. Uzun zamandır gelmeyen misafir bile geldiğinde bardak almak için o dolaba yönelir ilk seferinde. Açıp baktığında şaşırır ve kendini sorgular yanlış mı hatırlıyorum acaba diye. Ev sakinleri bardakları göstererek, yerleri değişti der misafire. Herkes kabullenir bardakların yeni yerini. Eski, alışılmış yer artık istenileni sunmuyordur. Zam...
Yorumlar
Yorum Gönder