Boş klişe laflarla anlatamayacağım kadar sessiz içim. Yüzyıllar süren bir savaştan yenilgi ile yurduna dönen bir savaşçı gibi. Hatta savaşçı olduğundan bile şüpheli. Deliler gibi yorgun, her şeyi yıpranmış ve kayıplarla dolu. En kötüsü de ruhu ümidini kaybetmiş ve savruluyor bir boşlukta. Otur desen oturamaz, yürü desen bacakları tutmuyor. Süzüle süzüle bir yere varır belki. Eli ayağı kesik, tutunacak bir dalı kalmamış. İnandığı ve uğruna her şeyini feda ettiği şey, ona değilmiş. Dışı altın suyuna batırılmış bir tenekeymiş meğerse. Oysa tenekenin bile fayda sağladığı durumlar vardır. Fakat bu şey öylesine zehirden ibaretmiş ki, içten içe bitirirmiş. Bunların hepsi anlamsız. Madem yıllar boyu uğraş verilen bu şey boş çıkabiliyor o halde her şey anlamsız burada. Ne de olsa elimizle inşa edemiyoruz bir yaşamı.
Başlıkta da söylediğim gibi amaan spoiler yemek istemiyorsanız devam etmeyin.Bu diziyi yakın arkadaşımın günler süren ısrarları üzerine izledim.Bölümleri 35 dakika ve o kadar hızlı geçiyor ki 6 bölümü olduğundan film izlemiş gibi oldum.İçerisinde bir Türk oyuncu barındıran Belçika dizisi kendisi.Mehmet Kurtuluş öyle karizmatik duruyor ki dizide yaşına takılamadan adama eriyip gidiyorsunuz resmen.(Yani en azından bana ve yakın çevreme bu etkiyi yaptı).Dizinin olayı güneşin insanları zehirleyerek öldürmesi sonucu bizim elemanların güneşten kaçması.Ne boyutta başarılı olduklarına değinmeyeceğim size de izleyecek yerler kalsın ;) Güneşin kafayı yemesi ve doğduğu her yeri ölüme mahkum etmesi kafamda metaforik bir düşünce oluşturdu. Dünya üzerinde öyle şartlarda ve öyle psikolojik hallerde yaşayan insanlar var ki bazılarına göre güneşin her sabah yeniden doğması ve yeni bir günü yaşamak zorunda olmaları her gün ölüm gibi.Böyle bir pencereden bakarak fazla mı kötümser oluyorum orası size kalm...
Yorumlar
Yorum Gönder